MESNEVÎ’DE YOLCULUK – Cilt I/CLXXII

Her pazar yerinde “Yâ Rabbi, muhtaçları doyuranların her birine, verdiklerine karşılık mükâfat ihsân eyle. Yâ Rabbi, vermeyip saklayanların mallarını da telef et, onları zararlandır” diye dua eden iki meleğin dualarını, tefsîr; ve o verici kişinin Tanrı yolunda mücâhid olduğu, hevâ ve heves yolunda müsrif olmadığı.

Peygamber dedi ki: “Öğüt vermek üzere iki melek hoş bir surette nidâ ederler:

Ey Tanrı, muhtaçlara ihtiyaçları olan şeyi verenleri doyur, verdikleri her dirheme karşılık yüzbin ihsân et!

2220. Yâ Rabbi, malını esirgeyenlere de ziyân içinde ziyândan başka bir şey verme!”

Fakat nice esirgemeler vardır ki, vermeden iyidir. Tanrı malını Tanrı’nın buyurduğu yerden gayrıya verme.

Ki hadde hesaba sığmaz hazine elde edesin ve bu suretle kâfirlerle, küfrânı nimet edenlere katılmayasın.

Kâfirler; kılıçları, Mustafa’ya üstün olsun diye develer kurban ederlerdi.

Tanrı emrini, Tanrı’ya ulaşmış birisinden sor, öğren. Her gönül, Tanrı emrini anlayamaz.

2225. Yersiz ihsân, âsi bir kölenin, güyâ adâlet ediyorum, ihsânda bulunuyorum diye padişahın malını âsilere dağıtmasına benzer.

Kur’ân’da “Onların bütün ihsânları hasretten ibârettir” diye gaflet ehlini korkutan bir âyet vardır.

Şu âsinin adl ü ihsânı, onu padişahtan daha ziyâde uzaklaştırır, gözden düşürür ve ancak yüzünü kara eder.

Mekke ulularının Peygamber’e harp ederken kurban kesmeleri de, Tanrı tarafından kabul edilir ümidiyleydi.

İşte bunun için mümin tevfîke mazhâr olamamak korkusundan dâima namazda “İhdinâs sırâtel müstakîm” der.

Yüce Pîr Mevlâna, selâm olsun üzerine, der ki: “Biz su üstündeki kâseyiz sanki. Suyun üstündeki kâsenin gidişi, kâsenin buyruğuyla, dileğiyle değildir; suyun buyruğuyladır, suyun dileğiyle.”

Ve Fihî Mâ-Fîh’de şöyle buyurur: “Ehli olmayana güzelliği göstermek zulümdür; o, yalnız ehline gösterilir. ‘Hikmeti, ehli olmayana vermeyin, verirseniz hikmete zulmetmiş olursunuz; fakat ehlinden de saklamayın, ehil olanlara zulmedersiniz’ buyrulmuştur.”

Beyit:

“A gerçekler padişahı, benim gibi bir münâfık gördün mü sen? Dirilerinle diriyim, ölülerinle ölüyüm ben.”

Kur’ân-ı Kerîm’de buyrulur ki: “Size bir yara değdiyse o kavim de tıpkı sizin gibi yaralandı. Bu günler, öyle günler ki onları insanlar arasında nöbetle döndürür dururuz. Böylece de Allah, bilgisini, inananlara açıklar, içinizden şehitler edinir ve Allah zâlimleri sevmez.” (Âl-i İmrân, 140)

Hazreti Pîr yine şöyle buyurur: “Müminin kulağı, vahyimizi kavrar, beller… Öyle kulak, insanı Hakk’a davet edenin eşidir, arkadaşıdır. Âdetâ çocuğun kulağına benzer; anasının sözleriyle dolar da söze başlar, konuşur. Çocukta anlayan bir kulak olmazsa anasının sözünü duymaz, dilsiz olur. Aşkın beşle, altıyla işi yoktur. Onun maksadı, ancak sevgilinin kendisini çekmesidir. Belki bundan sonra bir izin gelir de söylenmesi lâzım olan sırlar söylenir. Bu ince ve gizli kinâyelerden daha açık, daha anlayışlı bir tarzda anlatılır. Sır, ancak sırrı bilenle eşittir. Sır, onu inkâr eden kişinin kulağına söylenmez. Fakat Allah’dan davet etme emri gelince artık halkın kabul edip etmemesiyle ne işimiz var?..”

Nitekim Hazreti Ali Efendimizin de, selâm üzerine olsun, şöyle bir nasihati vardır bizlere… “Kalbini öğütle dirilt, zâhitlikle öldür; tam inançla kuvvetlendir; hikmetle aydınlat.”

“Bir kişi Hazreti Muhammed’in izinden yürür, kabı ölçüsünde O’nun gibi hizmet sunmaya gayret gösterirse, O’ndan koku yansıtır. İnsanlık kokmaya başlar” der Hasan Dede, selâm olsun üzerine, “Gösteriş ve menfaat uğruna yapılan yardımlar geçersizdir. Kişi herkesi, hatta kendini kandırabilir ama Hakk’ı kandıramaz. Çünkü Hakk her şeye vâkıftır. O, her şeyi görür, çünkü kâinat O’nundur, kâinatla görür. Küçük akıllar ancak kendilerini kandırmış olurlar.”

‘İşte bunun için mümin tevfîke mazhâr olamamak korkusundan dâima namazda ‘İhdinâs sırâtel müstakîm’ der.’

Adâlet, her şeyi lâyık olduğu yere koymaktadır.

Rubaî:

“Hakîkat erinin bu âlemde bir nişânı olsaydı, hatıra gelen bütün ilâhî remizlere tercümân olurdu. 

Ovada uçan kuşlar, o âleme yol bulsalardı, her kuşun kanadından bütün müşküller halledilirdi. 

Herkes aşk pazarına gelemez; gelebilseydi her taşın dibinde binlerce kervan görünürdü.”