MESNEVİ’DE YOLCULUK – Cilt I/LXX

Av hayvanlarının arslana, tevekkül edip çalışmayı terk etmesini söylemeleri.

900. Güzel bir derede av hayvanları, arslan korkusundan ıstırab içindeydiler.

901. Çünkü arslan, daima pusudan çıkıp birisini kapmaktaydı. O otlak bu yüzden hepsine fenâ geliyordu.

902. Hileye başvurdular; arslanın huzuruna geldiler. “Biz sana her gün yiyecek verip doyuralım.

903. Bundan sonra av peşine düşme ki bu otlak, bize zehir olmasın” dediler.

Arslanın av hayvanlarına cevap verip çalışmanın faydasını söylemesi.

904. Arslan dedi ki: “Hileye uğramasam, vefâ görecek olsam dediğiniz doğru. Ben Zeyd’den, Bekr’den çok hileler görmüşümdür.

905. İnsanların yaptıkları işlerden, ettikleri hilelerden helâk olmuşum; o yılanlar, o akrepler tarafından çok ısırılmışım.

906. İçinde pusu kurmuş olan nefs ise, kibir ve kin bakımından bütün adamlardan beterdir.

907. Benim kulağım, ‘Mümin, bir zehirli hayvan deliğinden iki kere dağlanmaz’ sözünü işitti; Peygamber’in sözünü canla, gönülle kabul etti.”

Abdülbâki Gölpınarlı, Mevlâna’nın, önceki beyitlerde belirttiği üzere, ‘Kelîle ve Dimne’ hikâyesine geçtiğini bildirmekte olmasıyla beraber, kendisindeki yaratma kâbiliyetinin bir eseri olarak da, bu hikâyeden başka hikâyelere geçmekte olduğunu vurgular ve Mevlâna’nın bu hikâyeleri anlatırken, dünyanın ne demek olduğunu, bilginin değerini, aklın sınırını ve ilhâmı, dünyanın boyuna değişmekte olduğunu, zulmü ve zulmün sonunu, herkesin her şeyden önce kendi ayıbını görmesi gerektiğini, gerçek savaşın nefsle savaş olduğunu âyetlerle, hadîslerle, devrinin ve devrinden önceki devirlerin inançlarını aksettirerek, onları gereğince kınamak suretiyle kattığını, hikâyeyi bambaşka ve geniş bir hâle getirdiğini, açıklar.

Buradan anlıyoruz ki, insanın nefsle olan savaşı, ezelî bir savaştır ve Sultan Veled Hazretleri’nin de buyurduğu üzere, “Mertlik başkalarıyla savaşmak değildir. Asıl mertlik ve Rüstemlik, insanın kendi nefsiyle savaşmasıdır.”

İnsan, nefsiyle savaşırken, nefsin birçok hilesine uğrar. Fakat, Hasan Dede, “İnsana verilmiş olan en büyük nimet akıldır” der ve bu büyük nimeti en doğru şekilde kullanmak gerektiği üzerinde durur.

Nefsin hileleriyle savaşırken insan, aklını kullanarak karşılaştığı zorluklardan ders almalıdır ve yılmamalıdır. Nitekim, Mevlâna da, 907. beyitte, Peygamber Efendimizin hadîsine işâret ederek, ‘Benim kulağım, ‘Mümin, bir zehirli hayvan deliğinden iki kere dağlanmaz’ sözünü işitti; Peygamber’in sözünü canla, gönülle kabul etti’ diye buyurur.

Hazreti Ali, “Ya İslâm var olacaktır, ya da ben şehit düşerim. Damarlarımdaki kan akar, bu mertebeye ererim” der.

Hasan Dede, bir menkîbede şöyle anlatır:

“Hazreti Ali Efendimiz, selâm olsun üzerine, Hazreti Resûlallah’ın devrinde bir savaştan gâlib çıkarak ganîmetleri aldı. Hem hükümdârın ganîmetlerini hem de halkını aldı, kattı önüne yola çıktı. Ve o devirde bir Efendinin de çocukları sünnet olacaktı; Hazreti Ali Efendimizin hediye alıp götürmesi için yeterli parası olmadığından, Hazreti Resûlallah ganîmetten ne verirse hediye olarak onu alıp götürmeyi düşünüyordu. Hazreti Ali Efendimiz vardığında, çocuklar çoktan sünnet olmuşlardı. Hazreti Resulallah da o Efendi ile beraber yola çıkmış, Hazreti Ali’yi karşılamayı bekliyorlardı. Hazreti Resûlallah Efendimiz baktı ki Hazreti Ali bir koyun sürüsü gibi almış insanları katmış önüne geliyor… Onun o hâlini görünce çok duygulandı ve gözyaşlarına boğuldu. Sarıldılar birbirlerine, niyâz ettiler. Hazreti Ali Efendimiz, Hazreti Resûlallah’ı gözyaşları içinde görünce, ‘Neden bu kadar duygulanıp ağladın yâ Resûlallah?’ diye sordu, ‘Senden beklerdim bir sevinç gözyaşı…’ Hazreti Resûlallah, ‘Yâ Ali’ dedi, ‘sen ne güzel bir hâl ile geldin. Benim ağlayışımın sebebi; bir gün gelecek mümin geçinen kişiler hepsi dinsiz olacaklar, imanlarından tâviz verecekler. Ben şimdiden o günü görüyorum, o yüzden ağlamaya başladım’…”

Hazreti Mevlâna da bakın bir kasîdesinde nasıl seslenir bizlere…

“Eğer bir an için olsun hevâ ve hevesini, şehevî arzularını bırakır, uygunsuz hâllerden vazgeçersen; peygamberlerin, velîlerin gördüğünü görürsün.

Kendine tapmaz, kendini hâşâ Allah bilmezsen gerçekten kul olursan Mûtezîle’nin inkâr etmesine rağmen Allah’ı görürsün.

Eğer tam bir rind isen, ahmaklardan kaç, gözünü zevâlsiz nura, Allah’a doğru aç!

İnsanların ayıplarını söyleme, gaybı bilene bak! Bilgisizlik dilini kes! Artık hileye, onu bunu aldatmaya kalkma! 

Gözyaşlarınla abdest al! Sadece seninle bağlı olarak değil candan yalvarıp yakararak namaz kıl! Ezelî şarapla kendinden geç, mest ol, harâb ol! 

Gönül; Tur dağına çık da ‘Allah’ım bana görün’ diye nârâ at! Nefs kâfirinin boynunu vur! Hazreti Ali gibi savaş!

Tebrizli Şems’ten mânâ şekerinin dükkanını iste! Fakat sen nefse uymuşsun, sirke satan biri olmuşsun. Nasıl mânâ balına lâyık olacaksın?..”