MESNEVÎ’DE YOLCULUK – Cilt I/CXCV

His gözünün Sâlih Peygamber’i ve devesini hakîr görmesi… Ulu Tanrı, bir orduyu helâk etmek isterse, düşmanları, gâlib olsalar bile onlara hor ve pek az gösterir. “Ve yukallilukum fî a’yunihim li yakdıyallahu emren kâne mefula.”

Sâlih’in devesi; görünüşte deveydi, o zâlim kavim, bilgisizlik yüzünden deveyi kesti.

2505. Su için, deveye düşman olduklarından kendileri, mezara su ve ekmek oldular.

Tanrı devesi, ırmaktan, buluttan su içmekteydi. Onlar, Hakk’ın suyunu Hakk’tan esirgediler.

Sâlih’in devesi, sâlih kişilerin cisimleri gibidir; onlar, kötülerin helâki için tuzaktır.

Neticede “Tanrı devesinden ve içeceğinden çekinin” hükmü, o ümmeti ne dertlere uğrattı, onları nasıl helâk etti!

Tanrı kahrının şâhnesi, bir devenin kanına diyet olarak onlardan bütün bir şehri diledi.

2510. Ruh, Sâlih gibidir, ten de deveye benzer. Ruh vuslattadır, ten ihtiyaç içindedir.

Temiz ruha zarar vermenin imkânı yoktur. Tanrı yaralanmaz.

Böyle ruha sahip olanlara kimse gâlib gelemez. Zarar gelse bile sedefe gelir, inciye değil.

Temiz ruha zarar vermenin imkânı yoktur. Tanrı’nın nuru kâfirlere mağlûb olmaz.

Can, toprağa mensûb cisme, kötü kişiler incitsinler de Tanrı imtihanını görsünler diye ulaştı, bu yüzden cisimle bağdaştı, birleşti.

2515. Canı inciten kişinin, bu incitmenin Tanrı’yı incitme olduğundan haberi yoktur. Bilmiyor ki bu küpün suyu ırmak suyu ile birleşmiştir.

Tanrı, bütün âleme penâh olsun diye bir cisme alâka bağlamıştır.

Onların gönüllerine kimse muzaffer olamaz. Sedefe zarar gelir, inciye gelmez.

Tanrı velîsinin cisim devesine kul ol ki Sâlih Peygamber’le kapı yoldaşı olasın.

Hazreti Sâlih ve Semûd kavmi arasında geçen bu kıssa, Kur’ân-ı Kerîm’de, Hûd suresi, 64-65. âyetlerde ve Şems suresi, 11-14. âyetlerde anlatıldığı üzere; Hazreti Sâlih, Semûd kavmine dahil olur ve bir dağdan deve yavrusu izhâr ederek onlara mucize gösterir. Bu deve yavrusu da, doğal olarak, Semûd kavminin hayvanlarının su içtikleri yerden su içecektir. Fakat onlar, bu deve yavrusu suyu bitirir ve kendi hayvanları susuz kalır korkusuyla, deveyi istemezler. Hazreti Sâlih, “Ey kavmim” der, “Bu, Allah’ın dişi devesidir, sizin için bir işâret olacaktır; onu bırakın Allah’ın arzında yesin, içsin; ona bir kötülük yapmayın, yoksa beklenmedik bir azâba dûçar olursunuz!” Fakat Semûd kavmi o deveyi, ayaklarını keserek öldürürler. Hazreti Sâlih der ki: “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın, sonra helâk olacaksınız!”

Ve, ‘Tanrı kahrının şâhnesi, bir devenin kanına diyet olarak onlardan bütün bir şehri diledi… Tanrı’nın nuru kâfirlere mağlûb olmaz.’

Evliyâların ruhları da Hazreti Sâlih’in ruhu gibidir, yâni saf ve temizdir; cisimleri de Hazreti Sâlih’in devesine benzer. Cisimlerine, yâni bedenlerine zarar gelse bile ruhlarına zarar gelmez, çünkü onların ruhları Hakk’a vâsıldır, Hakk’la vuslattadır.

Hattâ onların ruhları, Allah’ın kahır sıfatının kötü kişiler üzerinde tezâhürünü gösterebilmesi için, bedenlenmişlerdir. Öyle ki, onları incitenler, Allah’ın imtihanına tutulurlar ve bilmezler ki, aslında Hakk’ı incitmektedirler.

“Müminin kalbini kıran iflâh olmaz” der Hasan Dede, selâm üzerine olsun, “Kişi kendini kandırabilir ama Hakk’ı kandıramaz. Hakk her şeye vâkıftır, her şeyi görür. Çünkü kâinat O’nundur. Onu incitmek Hakk’ı incitmektir. Şefkat dolu bir yer ama bir yerde de hiç affı yoktur. Akıl gözü ile kısa menziller görünür ama kalp gözüyle çok şey görülür. Dar bakışla, bu gözle insan çok şey kaybeder. Hakk yolu kolay bir yol değildir.”

Kasîde:

“Develer sarhoş oldular. Şimdi sen deve oyununu seyret! Kim sarhoş deveden edeb, bilgi ve ibâdet bekler? 

Bizim bilgimiz Hakk’ın bilgisi, yolumuz onun caddesi, harâretimiz koç burcundan güneşten değil, onun sıcak nefesi. 

‘Ruhumdan ruh üfürdüm’ günü nefesi sana can verir. 

Hakk’ın işi ‘Ol’ emri ile oldurmaktır. Yaratışı sebeplere, vâsıtalara bağlı değildir.

Biz bu Hakk yolunda nesrin ve karanfil çiğneriz. Balçık çiğneyen yâni yerden biten otları, dikenleri yiyen bayağı develerden değiliz. 

Balçık çiğneyen develer bu dünyaya, şu balçığa bağlanıp kalmışlardır. Ruhumuzun, gönlümüzün balçıkla ne ilgisi var? 

Din mucizesini göstermek arzusu ile Hazreti Sâlih’in duası dağın bağrından Allah devesini doğurdu. 

Biz doğu tarafına da gitmeyiz batı tarafına da. Biz durmadan ezel güneşine doğru adımlar atar dururuz.”